| |
|
|
| | ID: | 3115 | | Baslik: | Gazeteler | | URL: | http://www.gazeteler.com | | Aciklama: | SUSAM helvası, çöğen helvası, tahin helvası... Hepsi de bildiğiniz helvanın isimleridir. Çocukluğumda helva gazete kâğıdına sarılırdı da, merak ederdim. Acep niye gazete kâğıdına?
Çünki gazetedeki harf ve haberler olduğu gibi helva yüzeyine çıkar, bu güzelim tatlı, her yanı yazılarla süslü (ve elbette yakışıklı ve sırlı) bir manzara sergilerdi.
Sanırdım ki, helva dediğin gazeteye sarılır ve gazeteler bu görev için yayımlanır. Yokluktan ve fakirlikten olduğunu nerden bileyim?
* * *
Sonraları, çatlak camlara, pencere kenarlarına hamur sürülüp te yapıştırıldığını gördüm. Vay be dedim kendi kendime. Gazeteler bal gibi çatlak camlardan veya camsız pencerelerden soğuk girmesin diye çıkıyordu.
Gazetenin ne menem şey olduğunu ilk bir köylü amcadan öğrendim. Köylü, gazeteci Mustafa Amca’ya ortası delik bir para uzatıp “Yüz paralık gazete versene” dedi. Mustafa Amca da bir gazetenin ilk yaprağını yırtıp uzattı:
-Buyur.
Köylü, gayet ciddiyetle aldı ve katlayıp cebine koydu.
* * *
Parası o kadardı ve o kadar paraya bu kadar gazete veriliyordu. Ulus, Millet, Tasvir gazeteleri 15 kuruşa alınıyorken, bir saç traşı 10, bir kilo erkeç eti 70, koyun eti 80 kuruş ediyordu. Kiloluk somun 20 kuruş. En babayiğit evin aylık kirası 10 lira, orta karar memur maaşı ise 60 lira idi.
Cumhuriyet altını 30 lira.
Buzağılı bir inek 100 lira.
Yemeni cinsinden ayakkabı ise 1 lira. Kıyaslarsak, gazeteler hiç te ucuza satılmıyormuş.
Babalarınız, anneleriniz hatırlar...
O kara trenler oflaya puflaya kocaman ve kıraç düzlüklerden geçerken köy çocukları trenle beraber koşar, yırtına çırpına ve nefesleri tükenene kadar “Gastee!... Gasteeee!” diye bağırırdı. Okunmuş gazeteler o yalınayak ve pejmürde çocuklara atılır, kavgalı kapışmalı sevinçler hüzünle seyredilirdi.
* * *
Anadolu, olup bitenleri bu çocukların kapıştığı 2-3 gün önceki gazetelerden öğrenirdi.
Dikkat isterim... Daha bir nesil önceki Türkiye’nin hallerini anlatıyorum.
* * *
Unuttum... Bizler, ikide bir sıtmaya yakalanan şiş karınlı, sapsarı yüzlü çocuklar “Kinin” adlı acı hapları gazete kâğıdına sarıp ta yutardık.
Defter ve kitaplarımızı gazete ile kaplardık.
Uçurtmalarımız bile gazete kâğıdındandı.
Ve, gün boyu oynadığımız güzelim toplar...
* * *
Domates, armut, elma, biber, bamya, tarhana, bulgurluk buğdaylar da hep dam üstlerinde ve gazetelerde kurutulurdu.
Gazete kimbilir daha ne işlere yarardı?
Talihe bakın, tuttuk gazeteci olduk. İnanır mısınız, şimdi bile (zaman zaman ve gizlice) gazeteden sofra hazırlıyor, üzerinde ekmek, domates dilimliyor, baş köşeye de düzgün kesilmiş 200 gramlık tahin helvası koyuyorum.
Ve çocukluk arkadaşlarımı bekliyorum.
Kimi geliyor... kimi gelemiyor... Burnum sızlıyor.Internet güvensiz; ya gazeteler
YÖK tasarrufu ile bu yıl içinden çıkılmaz hale gelen üniversiteye girişte tercih sistemindeki haksızlık konusunda, iki gazete, neredeyse kampanya başlattılar ve manşetlerini bu konuya ve bu yüzden zarar görecek olan gençlerle onların ailelerine ayırdılar. Sonuçta hem YÖK geri adım atmadı hem de iki gazete tiraj kaybetti
Hareketli gündemlere rağmen gazete satışlarındaki düşüşler devam ediyor. Bunda, yaz sıcaklarına ve boşalan büyük kentler kadar, basının gittikçe kaybolan itibarı ve okuma alışkanlığı kazandıramadığımız nesiller de etkili. Gerçekten yeni nesillere okumayı sevdirememişiz. Bunun en güzel misali de, geçtiğimiz hafta yaşandı. YÖK tasarrufu ile bu yıl içinden çıkılmaz hale gelen Üniversite girişte tercih sistemi haksızlığı konusunda, iki gazete, neredeyse kampanya başlattılar ve manşetlerini bu konuya ve bu yüzden zarar görecek olan gençlere ve onların ailelerine ayırdılar. Sonuç iki yönden de hüsranla bitti. Birincisi YÖK bildiğini okudu, ikincisi ve bizi daha yakından ilgilendireni ise bu kavgayı veren gazeteler, tiraj almak yerine önemlice bir tiraj kaybettiler. Hem de yayınları sürerken. Milliyet’in kaybı 60 bin civarındaydı.
Dünya da aynı dertten mustarip
Gazete tirajlarında yaşanan düşüşler sadece Türkiye’nin değil dünya medyasının da sorunu. Bu konuda dünya yayıncıları geçtiğimiz günlerde biraraya gelip, tirajlardaki gerilemeyi araştırmak için Paris’te bir araştırma enstitüsü kurmaya karar verdiler. Aynı zamanda önemlice bir fon ayırılarak yazılı basını gelecekte nelerin beklediğini araştırmaya başladılar. Yazık ki, aralarında yine Türk yayıncıları yok. Enstitü’den gelen ilk bilgiler, internet yayıncılığının hâlâ güvenirlik sorununu çözemediği ve yazılı basın için henüz herşeyin sona ermediğini gösteriyor.
Milliyet’te işler iyice karıştı
Aydın Doğan’ın Milliyet Gazetesi’nde sıkıntılar yaşandığını ve özellikle spor servisinin kaynadığını geçen hafta belirtmiştik. Spor servisini yöneten İhsan Topaloğlu istifa etti. Dış Haberler şefinin istifası da ardından geldi. Topaloğlu’nun istifasının perde gerisinde, Milliyet’in yıllardır arka kapaktan verilen spor sayfasının içeri çekilmesi projesinin ve bugüne kadar özerk olan servisin yazıişlerine bağlanması isteğinin yattığı ileri sürülüyor. Yönetimin arka sayfadaki spor sayfası yüzünden, milyarlarca liralık ilan geliri kaybedildiği kanaatinde olduğu ve yeni uygulamanın eylül başında hayata geçirileceği belirtiliyor.
Ahmet Oktay, İhsan Topaloğlu ve Sinan Gökçen’in ardından Hikmet Bila da Milliyet’teki görevinden ayrıldı. Bila NTV haber merkezine geçti
Grubun, iddialı yeni kanalı CNN Türk’ün yayın hayatına başlaması tarihi 14 eylül olarak açıklandı. Kanalın yayına açıldığı gün Dolmabahçe sarayında bir açılış töreni düzenlenecekmiş ve törene Demirel de katılacakmış. CNN’in sahibi Ted Turner’in ise aynı tarihte Çin’de olacağı için açılışa katılamayabileceği, ama CNN’in Atlanta’daki merkezinden kalabalık bir heyetin törene katılacağı belirtiliyor.
Uzanlar kemer sıkıyor
Star Gazetesi’nin ücretsiz reklam eki Star Market yayından kaldırıldı. Gerekçe olarak da gazetenin reklam servisi ile uyumlu çalışamaması gösterildi. İleride reklam servisi ile uyumlu hale getirilip tekrar yayınlanması düşünülüyormuş. Grubun, Sabah Grubu’ndan isim haklarını satın aldığı ekonomi gazetesi Liberal Bakış’ın yayını ise sonbahara sarktı.
Uzan Grubu’ndaki sıkıntılar ise katlanarak büyüyor. Digital yayın hakkı alamadığı için, bütün hesapları alt üst olan grup Teleon projesinde de büyük hayal kırıklığı yaşıyor. Henüz çok az dekoder satılabildi. Yakında, yeni avantajlarla, yeni satış yöntemleri ile ikinci bir kampanya açılacak. Daha önceden sipariş edilen digital decoderler de grubun başına dert oldu. Telsim Ligi konusunda ise spor bakanı ile kavga devam ediyor. Rekabet Kurulu da CİNE 5 ile ilgili haksız rekabet konusunda Uzanları sıkıştırıyor.
Ekonomik sıkıntı devam ederken İnterstar’da kemerler sıkılmaya başlandı. Şu günlerde hiçbir program ve dizi projesi kabul edilmiyor. Yönetim yerli dizileri azaltmayı ve dışarıya dizi ve program yaptırtmamayı düşünüyormuş. Ayrıca bazı dizi ve oyunculara ödenen astronomik ücretlere de dur denilmiş.
Grubun maç sıralarında Teleon’a dönüştürdüğü Kral TV’de de sıkıntılar var. Kral TV’nin Genel Koordinatörü Şule Bekrioğlu görevinden ayrıldı. Bekrioğlu’nun Doğan-Karamehmet ortaklığındaki Digital Platform ile anlaştığı ileri sürülüyor.
Jet-Pa Holding’in satın aldığı Btv’nin adının Jet 1 olarak değiştirileceği ve ekim ayında yeni formatı ile normal yayına geçeceği belirtiliyor. Kanal için şehir merkezinde yeni bir bina arandığı ve Genel Yayın Yönetiminin, Feridun Yılmaz’a teslim edileceği de gelen haberler arasında
NTV’nin aylık bir televizyon dergisi hazırladığını ve bu konuda oluşturulan bir prototipin reklamcılara gönderildiğini daha önce duyurmuştuk. NTV Magazin adlı derginin de eylül ayında piyasaya çıkacağı belli oldu. Derginin yayın kurulunda Nuri Çolakoğlu, Cem Aydın, Hikmet Bila ve haber müdürü olarak da Şükrü Yavuz’un yer alacağı belli oldu. Yayın sorumluluğunu ise Nedim Özkan üstlenmiş.
DOKUZ SÜTUNA ÖZÜR
Geçtiğimiz günlerde, Kıbrıs’ta faaliyet gösteren bir üniversitemiz ile ilgili ve toplumda saygınlığı olan bir profesörümüzün iddiaları doğrultusunda bir haber oluşturuldu. Önce bir ulusal gazetemiz ile çok okunan bir köşe yazarımız sütunlarını bu iddialara açtılar. Ardından bir haber dergisinde de konu enine boyuna, galiba boyu biraz daha uzatılarak yayınlanınca kıyamet koptu. Habere göre, profesörün yazılı kağıtlarına verilen cevaplara bakılırsa, milyarlarca liralık döviz harcanarak Kıbrıs’a okumaya gönderilen çocuklarımız, gerçek birer zır cahiller. Hatta üzerindeki üniversitede öğrenim gördükleri Kıbrıs’ı, İspanya’da zannedenler bile var. Ve daha neler neler.
İşin aslı anlaşılınca..
Ama işin ilginç tarafı, kıyametin, haberlerin yayınından sonra değil, bu haberler üzerine durumdan vazife çıkarıp, kaleme sarılan ve bilinen üslubu içinde ağır bir yazı döşenen bir acar köşe yazarının yazısından sora kopması. (Nezih Demirkent ustanın, kulakları çınlasın. Son yazılarından birinde “haber artık eskisi kadar önemli değil, köşe yazarlarının etkisi arttı” diye yazıyordu) Karalanan Üniver-sitenin yöneticileri ve öğrenciler açıklamalar yaptılar. Kız-gınlıklarını dile getirdiler. Ve anlaşıldı ki, ülke insanlarını gelecek açısından dehşete düşüren tablo doğru değildir ve öğrencilerin, yazılı kağıtlarına verdikleri cevaplar, profesöre yapılan gecikmiş bir ‘nisan bir şakası’dır.Ya da bir nevi protestodur!
Özür de bir erdemdir ama...
Ağu dilli köşe yazarının gazetesi, bu gelişmeler üzerine, Kıbrıs’a gönderdiği baskılarda sürmanşetine 9 sütunluk bir “Özür” koyarak bu insanları teskin etmek zorunda kaldı. (Birileri özürün bu ölçülerde gazetenin tepesine çekilmesini, o gazetenin sahibi olduğu şirketin telefon kartlarının, Kıbrıs’ta öğrenim gören gençler tarafından toplu halde iptal edilmesini önlemeye yönelik olduğunu ileri sürüyorlar. Zira epey kart iptal edilmiş.)
Bu arada söz konusu gazetenin üzerine gittiği bir olayda, yaşlı başlı bir siyasetçimiz, elinden sıkıca tuttuğu bir hanım çalışan nedeniyle oldukça ağır ithamlarla karşı karşıya. Diğer bazı büyük gazetelerimiz de “Bu ne hal abi” diyerek bir ucundan olaya sahip çıkmakta gecikmediler..
Türk siyasetçilerinin, birebir temaslarda, bu el tutma işini ne kadar ciddiye aldıklarını, hatta alışkanlık haline getirdiklerini gözönüne alınca, insan ister istemez, çok daha masum bir sebebi olabilecek böyle bir eylem üzerine kurulacak komploların, sürmanşetten edilecek özürü kaç para edecek diye düşünmeden edemiyor. Zaten bir gün sonra, elele tutuşma olayının, gerçekten de bir siyasi alışkanlık olduğu, bizatihi suçlanan siyasetçinin kızının, fotoğrafın çekildiği yer ve zamanla ilgili tanıklığı ile ortaya çıktı.
Okur temsilcisi, kimin temsilcisi?
Hemen farkedeceğiniz gibi bu başlıkta hafif bir kıskançlık da yok değil. Gerçekten Milliyet refikimizin, bir süredir uygulamaya koyduğu,”Okur Temsilciliği”ni kıskandığımızı itiraf etmeliyiz. Batıda da, örnekleri olduğu üzere, okuyucunun, gazetesi ve gazetesinin yayın politikası ile ilgili dilek, eleştiri ve beklentilerini iletebileceği, bunları onların adına takip ve halledecek bir merci ya da bir kişinin istihdamı kıskanılmayacak gibi değil. Gerçi, bugün pek çok köşe yazarımız ilave olarak böyle bir görevi de yerine getirip okuyucu ile gazeteleri arasındaki diyaloğun canlı tutulmasını sağlamakta iseler de, işin adını koyup, bir temsilci tayinini önce Milliyet’çiler gerçekleştirdiler.
Yavuz Baydar dostumuz da işi sıkı tutuyor. Çok sık olmasa da zaman zaman yayın politikalarındaki tutarsızlıkları, bazı haberler konusunda yapılan hatalı değerlendirmeleri de açıkça dile getirebiliyor. Baydar’ın bütünüyle gazetesini karşısına alıp, acımasız bir eleştiri yapmasını beklemek doğru değil tabii ki. Ama zaman zaman telifte zorlandığı kimi durumlar var ki, ister istemez “Kimin temsilcisi” dedirtiyor. Mesela: Geçen hafta gazetesinin birinci sayfasında Yaz Kursları ile ilgili bir röportaj, içeriğinin ötesinde bir üslupla hatta bir nevi ihbar havası ile sunuldu. Bir okuyucusunun bu konudaki haklı tepkisini cevaplayan Baydar’ın, “Hassasiyetinizde haklısınız. Haberdeki ‘alay edercesine’ veya ‘yasa tanımıyor’ gibi ifadeler yerine belki daha ‘soğuk’ ifadeler kullanılabilirdi. Ama bunlar, İşleyen’in röportajındaki bilgilerin önemini etkilemeyen, ufak tefek dil sapmaları.” sözlerine Yalçın Doğan tarafından deklare edilen “Gazetenin yayın ilkeleri”ne uygunluğu açısından bir diyeceğimiz yok. Ama cevaptaki “soğuk” ve tabii mevhumu muhalifi ile “sıcak” kavramlarını pek anlayamadık. Hadi bir habere yorum katılmasına Okur Temsilcisi olarak Sayın Baydar kayıtsız kaldı diyelim de, insanları yasa tanımazlıkla, alaycılıkla suçlamak, bir “habere nasıl sıcaklık getirmiş” acaba. Bunların yerine daha soğuk bir ifade olarak mesela ne kullanılabilirdi. Merakımız bu..Gündem belirlemek
Bazı gazeteler, son günlerde “Bu haber TV’lerde Yok” gibi logolarla raiting peşinde... Bazı televizyonlar da öyle... Gazete haberlerini takla attırıp haber yapıyor ve “Gazetelerde olan bende olmalı” mantığıyla hiç değilse gelişimini vermek istiyorlar. Ama uygulamada ikisinin de haberciliği kabul görmüyor. Gelen telefon ve elektronik mektuplardan anlıyorum ki vatandaş intihara teşebbüs eden Ekonomiden sorumlu Devlet Bakanı sayın Hikmet Uluğbay’ın olay üzerinden 1 ayı aşkın bir süre geçtikten sonra neden gazete ve televizyonlarda birden bire manşet olduğunu?, neden TV’lerin ana haber bültenlerine konuk edildiğini anlayabilmiş değil... Halkın gündemi ile TV kanalları ve bazı gazetelerin gündemi birbirini tutmuyor.
* * *
Milletçe geçirdiğimiz deprem felaketinin üzerinden 38 gün geçti. Yaraların sarılması konusunda devlet olarak sınıfta kaldığımız doğru... Ama medya olarak moral değerlerimizi düzelten yayınlar yapmamız gerektiği konusunda bu sütunlardan daha önce de dilekler ilettik. Yine iletiyoruz. Topluma terapi gerek. Lütfen insanımızı heyecana sevkedecek yayınlar yerine, moral değerleri yükseltecek yayınlar yapalım.
Japonya, yine çok farklı bir aletle gündeme oturmayı başardı. Geliştirmiş oldukları özel dijital bir tarayıcı sayesinde artık gazetedeki haberler sesli olarak okuyucusuyla buluşacak. Henüz piyasaya sürülmeyen bu barkot okuyucu, yazı karakterlerindeki noktaları tarayarak harfleri tek tek tanıyor. Daha sonra da bunu seslendirmeye başlıyor. Gazeteye her hangi bir bilgisayar bağlantısı söz konusu değil. Tokyo’da bulunan bir okulun kız öğrencileri, bu tarayıcıyı ziyaret ettikleri Asahı Shimbun gazetesinin sütunlarında gezdirerek denediler. Japon minikler, bu konuşan alete oldukça büyük ilgi gösterdiler. Gazeteyi sesli dinlemek öğrencilerin çok hoşuna gitti
Yeni günlük gazeteler yolda
Medya dünyasında eylül ile başlayan hareketlilik Kasım’da da devam edecek gibi görülüyor. Ufukta yeni gazeteler de var. Önce dağıtım olayı:
Ulusal dağıtım ağının dışına çıkarılan Uzan’lar, kendi kurdukları dağıtım organizasyonu ile, pek çok yere ulaşmayı başardılar. Doğan ve Bilgin gruplarının gazetelerinde yer verilen kampanya haberlerde “39 bin satıyorlar” şeklindeki açıklamalara rağmen, Star hemen hemen pek çok yerde kolaylıkla edinilebiliyor. Pahalı olmakla birlikte Uzan’lar inatla gazetelerini halka ulaştırmaya çalışıyorlar ve kurdukları dağıtım ağı da tuttu gibi.
Ankara’daki gişelerde Star satılıyor. Ama İstanbul’daki mobolar Biryay’a ait olduğu için hâlâ sorun çıkıyor. Star’cılar buna karşı da seyyar büfelerle sorunu aşmaya çalışıyorlar. Gazete kaynakları, satışlarının 400 binin üzerinde olduğunu belirtiyorlar.
Ucuzlar fiyat artırdı
Bilindiği gibi Akşam Gazetesinin fiyatını yüzde yüz artırmasından sonra Bilgin ve Doğan Grupları da ucuz gazetelerinin fiyatlarını artırdılar. Büyük gazetelerin ise artan girdi maliyetlerini, önümüzdeki günlerde yeni bir fiyat ayarlaması ile okuyucularına yansıtmaları bekleniyor.
Kanal 6’ya dikkat
CNN Türk ile NTV arasındaki rekabet oldukça ilginç. Ama bu arada Kanal 6’nın atağı dikkatlerden uzak devam ediyor. Haberci kadrosunu oldukça güçlendiren kanal, İbo Show’un yanısıra Güner Ümit ile de anlaştı. Geçen Yıl Atv’de yayınlanan Turnike programı, Kanal 6 ekranlarında Mega Turnike adıyla yayınlanmaya başladı. Ayrıca, Korkmaz Yiğit’in, bir günlük gazete konusunda da her zamankinden daha istekli olduğu ve hazırlıklar yaptırttığı gelen haberler arasında.
Jet-Pa’nın imzasını tanıttığı naklen toplantı ilginç tartışmaları ortaya çıkardı. Tam da 29 Ekim gecesi, oldukça astronomik ücretlerle (toplam 2 milyon dolar harcandığı ileri sürüldü) tanıtım kampanyasını belli başlı televizyon kanallarından naklen yayınlatan Fadıl Akgündüz, ertesi gün, tanıtımını yayınlayan grupların gazetelerinde yaylım ateşine tutuldu. Doğan ve Bilgin grubunun televizyonlarında parası ile yayınlanan tanıtım. Aynı grupların gazetelerinde tu kaka edildi. Jet-Pa’nın sahibi Fadıl beyin başı, bu defa da İntermedya yüzünden ağrıyacak gibi. Bir süre önce İntermedya’yı Münci İnci’den satın alan şirket, Sermaye Piyasası Kurulu tarafından uyarıldı.
Milliyet’te neler oluyor?
Hafta içinde Doğan Grubunda da ilginç gelişmeler yaşandı. Bir süre önce faaliyete geçen Yayın Konseyi, grup gazetelerinde, aktif siyasete soyunmuş köşe yazarlarının çıkarılmasını istedi. Piyangonun ilk talihlisi Fikri Sağlar oldu. Sağlar bu işe çok bozuldu ve keyfiyeti köşesinde sitemle eleştirdi. Sağlar’dan sonra Milliyet ile bütünleşmiş isimlerden Altan Öymen de aynı gerekçe ile sütunundan oldu. Bir medya duayeni ağabeyimiz “Bunları anlamak mümkün de, Milliyet’in haber toplantılarına katılan siyasetçilere ne demeli” diye soruyor.
Milliyet’ten gelen bir başka ayrılık haberi ise Erbil Tuşalp ile ilgili. Tuşalp da bir süre önce katıldığı Milliyet’ten koptu. Gazetenin mali işlerden sorumlu icra kurulu üyeliğine ise Nedim Türkmen getirildi.
Bu arada asıl büyük tasfiyenin Star’da yaşanacağı ileri sürülüyor. Star’dan ayrılan Deniz Arman ise Akşam Gazetesinin genel yayın müdürlüğünü resmen üslendi.
NTV’den büyük projeler
NTV’nin CNBC ile pazarlık içinde olduğunu daha önce duyurmuştuk. Grup, bu arada NTV İnternational adı ile yeni bir projeyi hayata geçirmeye hazırlanıyor. NTV uydudan Ortaasya, Kuzey Afrika, Avrupa, Amerika ve Kanada’ya yayın yapmaya hazırlanıyor. Geçtiğimiz aylarda, haber kaynakları açıklanınca BRT’den ayrılan Gürkan Zengin, NTV’ye haber müdürü oldu. Kader arkadaşı Emin Çapa da ekonomi servisinde çalışmaya başladı. NTV’nin çıkaracağı günlük gazete ile ilgili olarak ise, kapanan Yeni Yüzyıl Gazetesinin genel yayın müdürü Kerem Çalışkan ile anlaşma sağlanmış. 10 kişilik bir ekiple NTV binasına yerleşen Çalışkan, NTV genel koordinatörü Çolakoğlu ile birlikte proje üzerinde çalışıyormuş.
Ufuk Güldemir’in genel yayın müdürlüğüne getirilmesi ile Sabah’tan ayrılan Ergun Babahan’ın da yeni bir gazetenin hazırlıklarını yapmakta olduğu belirtiliyor. İlginç olan gazeteyi sabah grubu çıkaracak. Yeni gazetenin, geçtiğimiz aylarda kapanan Yeni Yüzyıl’ın modern bir kopyası olacağı söyleniyor.
Zaman 14 yaşında
Zaman Gazetesi, önceki gün 14’üncü yaş gününü kutladı. Yeni yönetimi ile oldukça istikrarlı bir yayıncılık yapan gazetede, haber müdürlüğü görevine Emin Akdağ getirildi. Bu görevi daha önce Bülent Keneş yürütüyordu. Akdağ ise istihbarat şefliği yapmaktaydı
Yeni Şafak Gazetesi de artık kendi tesislerinde basılmaya başladı. Daha önce İstanbul dışında sadece Ankara’da baskı yapan gazete, bir süredir Trabzon ve Adana’da da basılmaya başlanmıştı.
İran’da özel basın mahkemesi, reformcu Asr-ı Azedegan, Fetih, İran-i Ferda, Aftab-ı Emruz ve Arya gazetelerini kapattı. Gazeteciler, kapatıldığı daha önce açıklanan 3 gazetenin yazı işleri müdürlerinin, tutum belirlemek için biraraya geldiklerini, ancak karara itiraz etmelerinin beklenmediğini belirttiler. İran’da Neşat gazetesi Yazı İşleri Müdürü Latif Seferi, Yüksek Mahkeme’nin mahkumiyet kararını onamasından sonra dün cezaevine gönderilmişti. Seferi, geçen Kasım’da 2,5 yıl hapis cezasına çarptırılmış ve 5 yıl meslekten men edilmişti. Tahran’da önceki gün de reformcu gazeteci-yazar Ekber Genci tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.
Öte yandan, son günlerde muhafazakarların eleştiri odağı haline gelen İran Kültür Bakanı Ataollah Muhacerani dün gece İran genelinde yayınlanan 22 gazetenin yetkilileri ile yaptığı toplantının ardından yaptığı açıklamada, “Yasalara aykırı olarak gazeteleri kapatmak ve bakanlığı bırakmak arasında bir seçim yapmak zorunda kalsaydım, kesin olarak bakanlığı bırakmayı seçerdim” dedi.
Türk basınının kılcal damarlarında dolaşan dergisi “Babıali Magazin” yeni sayısını gazetemiz Genel Yayın Müdürü Kenan Akın’ın bir süre önce gündeme getirdiği “Bayram Gazetesi”ni kapağına taşıyor. Akın’ın konu ile ilgili yazısı ile gazetecilerin görüşleri derginin ilk sayfalarında. Geçen hafta kaybettiğimiz Türk basınının duayeni Nezih Demirkent’in “Medya’nın yalan-gerçek ikilemi” içerisindeki gidiş gelişini irdelediği yazısını, Türkan Akın, İsmet Giritli, Zafer Atay, Atilla Dorsay ve M. Ali Kışlalı’nın iç ve dış güncel problemlere yazıları takip ediyor. Derginin bu ayki gazeteci konuğu ise Emin Çölaşan. Magazin basınının baron ve baronesleri, M.Nuri Yardım’ın edebiyatçıların görüşlerini aldığı kitabı “Romancılar Konuşuyor” ile ilgili yazı, Amerikalı yazar John Freely’nin Osmanlı padişahlarının insanî yönlerini anlattığı “Osmanlı Sarayı” isimli kitabı üzerine söyleşi, onuncu yılını dolduran mizah dergisi Leman hakkında inceleme ile Babıali Magazin bizi yine medyasız bırakmıyor
Gazetelerim dağıldı mı?
Geçtiğimiz hafta Türkiye’de idim. Gazetemizin elden dağıtılmaya başlamasının yirmibirinci yıl kutlamalarına katıldım. Mesleğe 1970 yılında, gazete satarak başladım. 18 Mart 1982’de de, elden gazete dağıtım modelini Türkiye’de uygulamaya sokan Gaziosmanpaşa Bürosu’nun kurucusu ve aynı zamanda her gün gazete dağıtan sorumlusu idim. Gazete dağıtıcılığı ve muhabirlik, her zaman kıvanç duyduğum, iş hayatımın en önemli kilometre taşlarıdır.
İstanbul Gaziosmanpaşa Bürosu’nun 18 Mart 1982’de Türkiye’de ilk defa uygulmaya soktuğu bu elden dağıtım modelinin başarıya ulaşması, İHLAS HOLDİNG için de önemli bir kilometre taşıdır. Zira bu uygulamanın o zamanlar başarıya ulaşması, müessesemiz için şu gelişmeleri sağlamıştır:
-Türkiye genelinde başka mahalli dağıtım bürolarının açılmasına sebep olmuştur.
-Her büro çevresinde, bölge ilaveleri baskılarını başlatmış ve yeni bir reklam piyasası oluşturmuştur.
-Temelini gazete dağıtıcılarının oluşturduğu İHLAS PAZARLAMA’nın kurulmasını ve Türkiye’nin en aktif pazarlama sisteminin devreye girmesini sağlamıştır.
Japon modeli
Yönetim Kurulu Başkanımız Enver Ören’in büyük ileri görüşlülüğü sayesinde, 1981 yılı sonbaharında Japonya’nın ikinci büyük gazetesi 10 milyon tirajlı Ashai Shimbun ile, o zamanlar 10 bin tirajlı Türkiye Gazetesi arasında bir işbirliği anlaşması imzalanmıştır.
Bu işbirliği ve Ashai Shimbun’un sahibi Sho İçi Ueno’nun Enver Abi’yle yakın dostlukları sebebiyle, 10 milyon gazetenin yüzde 80’ninin elden dağıtıldığı Ashai Shimbun’un elden dağıtım modeli, Türkiye Gazetesi tarafından ülkemize getirilmişdir.
Bu heyecan verici projenin Türkiye’de ilk defa uygulanmasında ve İHLAS’ın gelişmesi ile Türkiye Gazetesi’nin tirajının milyonlara-yüzbinlere ulaşmasında, karınca kararınca pay sahibi olmanın haklı sevincini ve şerefini, Gaziosmanpaşa Büromuz’un ilk dağıtıcıları taşımaktadır.
Büyük çoğunluğu üniversite öğrencisi olan ve hem her sabah 4:30-8:00 arasında gazete dağıtan, hem de yüksek tahsillerini tamamlayan bu ilk dağıtıcılarımızın önemli bölümünün bugün İHLAS HOLDİNG’in çeşitli birimlerinde (üst yönetici-amir-eleman) olarak çalışıyor olmaları, bütün İHLAS Topluluğu’nun iftihar ettiği bir husustur.
Ayrıca müessesemizde aile havasını yansıtan, en alt birimden başlasa bile hakedenlerin en yukarılara gelebildiğini ispatlayan muhteşem bir göstergedir.
Müesseseleri yaşatan ve büyüten en önemli unsurlar, bu tip uygulamalardır!
İlk dağıtıcılarımızdan bugün İhlas Topluluğu Şirketleri’nde ve basın kuruluşlarında genel müdür, koordinatör, müdür, bölge temsilcisi, yazıişleri müdürü, finansmancılar, Türkiye Gazetesi Hastaneleri’nde çalışan doktorlar, Hukuk Bürosu’nda avukatlar, büro müdürleri, pazarlama şefleri, muhabirler, televizyoncular bulunuyor.
Hasan Beyamcanın sözleri
İşte bu sebeple her yıl 18 Mart tarihini, Çanakkale Zaferi ile birlikte Türkiye Gazetesi Dağıtıcıları GÜNÜ olarak kutluyoruz. Bu yıl, en yaşlı dağıtıcımız Hasan Yamankaradeniz beyamcayı, Bursa’da evinde ziyaret ettik. Kendisi, by-pass ameliyatı oluncaya kadar her gün 200 gazete dağıtan örnek ustalarımızdan birisidir.
Hasan beyamca şimdi evinde zor geziniyor. İlerlemiş yaşına rağmen, sağlığı sebebiyle artık gazete dağıtamamasının üzüntüsünü yaşıyor. Kendisini, Bursa’daki evinde bir grup dağıtıcı arkadaş ile ziyaret ettik.
Ziyaret sırasında, Hasan beyamca ameliyata girerken gazete abonelerini devralan o zamanların dağıtıcısı şimdi Bursa Tıp Merkezi Müdürü Adem Ceylan, “Hasan beyamca artık yaşlandık.” deyiverdi. Hasan beyamca buna çok kızdı ve şöyle konuştu:
-Ben gazete dağıtmaya başladığımda, 75 yaşındaydım. Kalbim tekleyinceye kadar yıllarca dağıttım. Bugün sağlık sebebiyle yapamamanın üzüntüsünü yaşıyorum. Ne demek yaşlanmak? Son nefese kadar çalışmak bizim dinimizin en önemli emirlerindendir.
Hey gidi Hasan usta hey... Ameliyattan sonra narkozdan uyanırken kendine geldiğinde ilk sözü, “Bugün gazetelerim dağıldı mı?” olmuş. Bugün Hasan beyamcalara öylesine muhtacız ki... Cenabı Hak kendisine hayırlı şifalar ve uzun ömürler versin.
Bu vesile ile bütün dağıtıcı arkadaşların dağıtım günlerini kutluyor; her birini hasretle selamlıyor ve öpüyorum...
Gazeteler de oy kaybeder
Merhaba,Geçen pazartesi bu sütunda sizlerle paylaştığımız ‘medya manevraları’ hafta boyunca tartışıldı. Yaptığımız değerlendirmenin birçok meslektaşımız tarafından paylaşılması bizi sevindirdi. Çünkü bu; medyada ‘objektif göz’lerin çoğaldığı anlamına gelir ki, sektörümüzün buna gerçekten çok ihtiyacı var.
Bazı gazetelerin, seçimden sonra ortaya koyduğu ‘ofsayttan çıkma’ gayretleri, sadece menfaat endişesinden kaynaklanan bir tavır olarak izah edilemez. Esas önemlisi; bu köşede ısrarla vurguladığımız ‘medyanın milletten kopuk olduğu’ gerçeğinin çok çarpıcı biçimde doğrulanmış olmasıdır.
Acı itiraflar...
Meğer durum daha da vahimmiş...
‘Rota’yı düzeltme gayretleriyle dikkat çeken Sabah’ın Genel Yayın Müdürü Ergun Babahan’ın sözleri; bu çarpık manzaranın, sadece halkı tanımamaktan değil, halka rağmen yapılan kasıtlı ve ‘anlaşmalı’ yönlendirmelerden kaynaklandığını ortaya koyuyor.
Şimdi ‘yeni’ bir Vatan kurmaya çalışan ‘eski’ yöneticilerin, diğer medya grubu ile yaptığı ‘paslaşmaları’ anlatan Babahan, aynı zamanda bizim ısrarla üzerinde durduğumuz ‘ilkeli yayıncılık’ta yalnız kaldığımızın da altını çizmiş oluyor:
“Sabah ve Doğan grubu arasında; bazı kişilerin el altından yürüttüğü anlaşma sonucu bir kartel oluşturulmuştu ve manşetler bile ortaklaşa atılıyordu.
Yeni Türkiye Hareketi’nin iki grupta birden göklere çıkarılması, M. Ali Bayar ile ‘makul çoğunluğun’ manşetlerden Türkiye gündemine girmesi tesadüf değildi.
Hedef, kafalara uygun bir iktidar biçimlemekti.
Yani kartelin olduğu dönemde sağlıklı, yönlendirilmemiş haber alamıyordunuz.
.....
Türkiye’de şu anda, basının kesinlikle tayin edici olmadığı bir iktidar vardır.”
Başka söze ne hacet?
İki gün önce Sabah sütunlarında, en yetkili kalemin imzasıyla yayınlanan yazıdan aldığımız birkaç satırlık bölüm bile, İstanbul’daki lüks ofislerde belirlenen ‘hikmeti kendinden menkul’ yayın politikalarının sebeplerini ve sonucunu, net olarak ortaya koymaktadır.
Yani bazı gazetelerin seçim öncesi ‘millete rağmen’ sergilediği ‘gayretler’ boşa çıkmış; halk, eski siyasilerle birlikte güvenmediği gazeteleri de elinin tersiyle itmiştir.
Bu gerçeği en iyi dile getirenlerden biri de bu köşenin esas sahibi olan Rahim Er ağabey oldu.
Yukarıda ortaya koyduğumuz büyük çelişkiye, “Demek ki bu millet, medyadan daha ileri görüşlüymüş” şeklinde veciz bir izah getiren yazarımız, “Medya yöneticileri kendilerini ciddi ciddi sorgulamak zorundadır” diyerek çıkış yolunu da kendilerine göstermiştir.
Bizce de...
Partiler, gazeteler...
Partilerimiz birbirlerine çok benzediler. Aradaki farklar silindi.
Bu durum iyi mi, kötü mü?
Herhalde iyi değil. Hepsinde aynı klişe nakaratlar aynı kısır döngü. Sadece kişiler değişik. Sözler, iddialar, ekonomi, iç politika dış politika hakkında birbirinin taklidi, sureti sönük ve pörsük görüşler ortaya koymaktalar, Halbuki futbol kulüplerinin bile artık bir oyun üslupları bulunuyor.
Kararsız seçmenin çokluğu bundan.
Evet, sebebi başka yerde aramayınız. Partiler, aynı elbiseyi giymişcesine birbirine benzeyince seçmen de mesafeli durmayı tercih etti.. Bir parti kurulunca insan bekliyor, yepyeni fikirler, yepyeni ufuklar sunulsun diye. Neticede beklediğinizle kalıyorsunuz.
Gazeteler de öyle.
Bir gazetenin çıkışını heyecanla bekliyorsunuz. Daha ayaktayken sayfaları çevirdikçe heyecanınız sönüyor. Köşelerdeki iddiaların fazlaca değeri yok.
Neyin haberini nasıl yapıyorsunuz ona bakılır. Eğer elinize aldığınız yeni gazete de varlığını çıplak kadın resmine dayandırıyorsa o gazetenin yaşama şansı yoktur. İşte medyanın tiraj alamamasındaki sır da burada.
Bir iki istisna dışında her gazete diğerinin fotokopisi. Arada hiçbir fark bulamıyorsunuz. Eskisi, cinsellik, dişilik ve bağıran haber üzerine kurulu. Yenisi de öyle. O halde okuyucu neden yıllardır okuduğu gazeteyi bıraksın?
Parti de medya da söyleyecek yeni bir sözü olanlar için. Yeni bir şey diyemiyorsanız boşuna bir parti etrafında kümeleniyorsunuz... Boşuna bir medya için ter döküyorsunuz.
Üstelik şu bir kanun...
Kopan kaybeder.
Bu gerçek, siyasette de medyada da tarihen sabittir.
Kaybetmek istemeyen farkı yakalamak zorunda.
Fark nedir?
Fark, milletin arzusudur. Müşteri velinimettir. Siyasetçinin müşterisi seçmendir. Medyanınki okuyucu, seyirci, dinleyici. Ticarette müşterinin isteği ön planda tutulur. Parasını alabilmek için ona hitap edilir. Siyaset ve medya dünyasında müşteriye ne kadar hitap edilmekte?
Hedef kitleyle bir uyuşmazlık var.
Fikir, duygu, zevk uyuşmuyor.
‘Gazeteler yorum, köşe yazarları polemik peşinde’
Alternatif Bakış’a bu haftaki konuğum Hürriyet Gazetesi Yazarı Cüneyt Ülsever oldu. Akşam Gazetesi Yazarı Şakir Süter ile başlayan ve ülkemizdeki yazılı ve görsel basını konuştuğumuz söyleşinin ardından sizlerden yoğun ilgi üzerine bu konu ile ilgili söyleşilere devam etmeye karar verdim. Cüneyt Ülsever, 3 yıla yakın bir süredir tanıdığım ve fikirlerinden her zaman istifade ettiğim bir isim. Olaylara her zaman farklı pencerelerden bakmayı başaran Cüneyt Ülsever ile ülkemizdeki yazılı ve görsel basını, dünya basınıyla aramızdaki farklılıkları ve sermaye gruplarının ülkemiz medyasına olan ilgisi hakkında konuştum. Umarım sizler de bu sohbetimizden keyif alırsınız...
* Siz, dünya basınını yakından tanıyan bir isimsiniz. Bu pencereden baktığınızda Türkiye ile dünya basını arasında ne gibi farklar görüyorsunuz?
Daha önceki yıllarda Türkiye ve dünyadaki medyasındaki kuruluşları arasında büyük teknolojik farklar varken, bugün bu fark asgari bir düzeye inmiş durumda. Fakat, diğer gelişmiş ülke basınlarındaki anlayış ile ülkemizdeki basının anlayışını karşılaştırdığımda aynı şeyleri söylemek pek de mümkün değil. Şöyle ki; yakından takip ettiğim Anglo-Sakson medya ile ülkemiz basınını karşılaştırdığımda, ülkemiz basınının haber ile yorumu birbirinden ayırt edemediğini veya etmediğini görüyorum.
> “Haber ve yorum iç içe geçmiş durumda”
* Yani aradaki fark, teknik farklılıktan ziyade anlayış açısından. Öyle mi?
Evet. Batı medyasında, basın ile alakalı üç ana unsur vardır: Bunlardan birincisi, “haber”; yani “ne oldu, ne bitti?”; ikincisi, “haber yorumu” ve üçüncüsü de “fikir yazısı” dediğimiz ve yazarların görüşlerini ifade ettikleri köşeler. Bizim ise gerek yazılı basınımıza ve gerekse televizyonlarımıza bakıldığında, istisnalar hariç olmak üzere, haber ile yorumun iç içe geçmiş durumda. Yani, gazete tarafından atılan manşetin içinde mutlaka bir yorum, bir yönlendirme var.
*Peki bu konuda köşe yazarlarımıza da önemli görevler düşmüyor mu?
Düşüyor ancak bu konuda önemli bir problem var. Bugün gazetelerimizdeki köşe yazarlarının birçoğu haber dışında fikir üretme, yorum yapma ve karşılaşılan durumları analiz etme yerine, “ben şu kişi ile görüşüyorum, şu kişi şöyle dedi” şeklinde, içinde hiçbir fikir olmayan polemiklere giriyor. Gazetelerimizde, Avrupa basınındaki köşe yazarı sayısına göre çok daha fazla köşe yazarı var ancak o kadar ters oranda da fikir yazarı var. Bu da bence Batı ile aramızdaki en önemli farklardan biri. Batı ülkelerinde köşe yazarı olan kişiler, öyle haftada beş altı defa yazmıyorlar, bir veya iki kere yazıyor. Fakat onlar, ihtisas sahibi oldukları konularda, derinlemesine analiz yapıyorlar. Bizdeki köşe yazarları ise, içi boş polemiklerle vakit geçirmeyi tercih ediyorlar.
> “Dövüş horozu gibi kavga ediyorlar”
* Bir kısım çevreler bunun sorumlusu olarak yazılı ve görsel medyayı elinde bulunduran grupları sorumlu tutuyor. Sizce doğru mu?
Bence buradaki esas sorun bizzat basın emekçilerinin kendi kafa yapılarıdır. Belki fıkra gibi ama ülkemizdeki birçok kahvehanede, “senin adam bugün ne demiş, benim adam şunu demiş” şeklinde insanlar arasında polemikler yaşanıyor. Dolayısı ile bu konuda gazetecinin bakış açısı etkili.
* Dünyanın her yerinde, basında çalışan insanların, entelektüel kapasitelerinin ortalama insanlardan daha yüksek olduğu farz edilir. O halde neden bizde böyle bir tablo ortaya çıkıyor?
Bizde ne yazık ki tam tersi bir durum yaşanıyor. İstisnalar daima vardır ama çoğunluğa baktığımız zaman, okurla yazı yazan insanların entelektüel kapasitesinin aynı seviyede olduğunu görüyoruz. O zaman da, bu adamın üretebileceği tek bir şey kalıyor ki o da polemik. Aralarında karşılıklı iki üç gün polemik yapacakları bir konu buluyorlar ve başlıyorlar polemiğe. Mesela, beni insanlarla neden kavga etmediğim hususunda eleştiriyorlar. Çünkü, ülkemizdeki birçok köşe yazarı adeta bir dövüş horozu gibi birbirleri ile kavga ediyor. Bu nedenle de; fikir üreten, derinlemesine haber analizi yapabilen, hatta her şeyden vazgeçtim, haberi olduğu gibi aktarabilen bir basın ülkemizde çok da fazla bir merak uyandırmadığı için, bu basına talep çok fazla değil.
> “Sermayenin yayılma özgürlüğü olmalıdır”
* Basın sektörünün, basından gelmeyen patronların elinde olması bağımsız basını ortadan kaldırıyor mu?
Ben, medya patronlarının illa ki medya sektöründen gelmesi yönündeki bir fikre hiç mi hiç katılmıyorum. Zaten bu görüş, iktisat teorisine de aykırı bir görüştür. Sermayenin, bir anda her yere yayılma özgürlüğünden bahsedip, yani bir şirketin batması halinde diğer bir şirketin o şirketi alması yönündeki bir özgürlükten söz edip, sonra da “hayır, herkes kendi işini yapsın” demek pek de anlamlı gelmiyor bana. “Ben, bir şirketin patronu olurum ve istediğim her alanda da yatırım yaparım. Ama farklı alanlarda kurmuş olduğum şirketlerimi ayakta tutabilmek için de, şirketlerimi o konudaki ehil insanlara emanet ederim” düşüncesiyle hareket edersem benim hangi sektörden geldiğimin hiçbir önemi yoktur. | | Kategori: | | | Link Inhaber: | | | Datum: | January 13, 2010 03:17:05 PM | | Anzahl Hits: | 7 | | |
|