Dünya, yavaş yavaş küreselleşme denilen, insanları kendi içerisinde köleleştiren bir düzene doğru gitmektedir.Bu düşünce tarzı 1980’lerden sonra post modernizm sayesinde dünya kamuoyuna daha çok ismini duyurmaya ve hatta pratiğe geçmeye başlamıştır.Bunun en büyük örneği 1990’lardan sonraki yani soğuk savaşın bittiği tarihten sonra dünyanın hızla kapitalizmin masasına oturması ve orta doğunun hızla amerikan hegemonyasına girmesi küreselleşmeyi dünyada daha önemli bir boyuta getirdi.
Peki bu dünyayı saran düşman kimdi? kim nasıl bir tanım yapıyordu? bunun en iyi cevabını Robin Williams şöyle diyor; Küreselleşme, “Merkezi Amerika’da bulunan uluslar arası bir şirketin Londra’daki bürosunda çalışan genç İngiliz işi bitince Japon yapım arabasına binerek evine döndü. Alman mutfak gereçleri ithal eden bir firmada çalışan eşi eve ondan önce gelmiş, çünkü küçük İtalyan arabasıyla trafikte daha kolay ilerleyebiliyordu. Yeni Zelanda pirzolası, California havucu, Meksika balı, Fransız peyniri ve İspanyol şarabıyla oluşan yemeklerini yedikten sonra, Fin yapımı televizyonlarında İngilizlerin Falkland adalarını alışına dair bir program seyrettiler. Program sonrası ne kadar İngiliz olduklarını hissederek mutlu oldular.”
Williams’ın bu tanımıyla küreselleşmenin hangi ülkeler için geçerli olduğunu ve hatta bu ülkelerinde bir zaman sonra birbirine üstünlük kuracaklarını açık açık beyan ediyor. Şimdi düşünüyorum da tamam küreselleşmede bu ülkeler şimdilik birbirinin düşmanı değil peki ama kimin düşmanı? Cevabı gecikmeden geliyor birisi bana Afrika’ya Ortadoğu’ya bakmamı ve cevabı hiç uğraşmadan bile görebileceğimi söylüyor. Gerçektende öğle yapıyorum ve bu Küreselleşme denilen düşmanı daha iyi tanıyorum. İsterseniz rakamlarla Küreselleşmenin 3 dünya ülkelerine ne kadar zarar verdiğine bakalım ve hep beraber bir yorumda bulunalım.
Sevgili okurlar şimdi size vereceğim rakamlar 1990-1999 yılları arası 1 dolar altında yaşıyan insanların nüfus oranı:
1) Sahra altı Afrika’da %47’den %49’a çıkmıştır.
2) Pasifik ve Doğu Asya’da %30,5’den %15’e inmiştir.
3) Güney Asya’da %45’den %36’a inmiştir.
4) Latin Amerika’da %11’den %11,1’e çıkmıştır
5) Merkez ve Doğu Avrupa’da %6,8’den %20,3’e çıkmıştır.
Görüldüğü gibi küreselleşme bir dokunuşunda 3 bölgede yoksulluğu artırmış diğerlerini’de bu yola sürüklemektedir. Bir dip not olarak şunu da aktarmak istiyorum; Dünyanın en zengin 7 ülkesi dünya toplam gelirinin %67’sine sahip olduğu dünya nüfusunun %20’sini teşkil eden 43 ülkenin dünya gelirinin %84’ünün sahip olduğunun dünya nüfusunun %70’ini teşkil eden fakir ülkelerse dünya payının %10’na sahip olduğu görülmektedir.
Bakınız GSMH tutarlarına örnek vererek size açıklayayım 30 trilyon dolar dünya GSMH’nın %25’i tek başına ABD’ye, yarısı ABD,Almanya ve Japonya ‘ya aittir. 6 milyarlık dünya nüfusunun yaklaşık %15’ine sahip dünya ülkelerinin (yani 885 milyon nüfus) dünyadaki gelirin yaklaşık %80’ini aldığına (23 trilyon doları) kalan 5 milyardan fazla insanın 7 trilyon dolar (260 milyon nüfus ABD’den az) pay aldığı vurgulanmaktadır., bütün İslam ülkelerinin Almanya kadar üretmediği belirtilmektedir.